1938 yılında Avustralya’da 12 yaşında bir çocuk, çamurun içinde devasa, simsiyah bir taş buldu. Madenci babası taşa şöyle bir baktı ve değersiz bir kristal parçası olduğuna kanaat getirip onu evin arka kapısına takoz olarak koydu. O taş, tam 9 yıl boyunca yağmurun, tozun ve sert adımların altında sadece kapının çarpmasını engelledi. Üzerinden binlerce insan geçti, binlerce kez kapı çarptı ama kimse içindeki 733 karatlık ışıltıyı hayal bile etmedi. Ta ki bir mücevher ustası onu tesadüfen görene kadar... Ailenin yıllarca kapı takozu yaptığı o taş, bugün dünyanın en büyük yıldız safirlerinden biri olan "Black Star of Queensland" idi.
Bu hikaye, bugün tasarım dünyasında verdiğimiz varoluş mücadelesinin en çıplak halidir. Çünkü bir cevherin değeri, sadece kendi ışığında değil, ona bakanın vizyonunda gizlidir. Bugün tasarım ofislerinde, yaratıcı departmanlarda kaç tane "733 karatlık" ruh, sadece günü kurtaran işlerin altında ezilerek birer takoz muamelesi görüyor?
İllüzyonun Gölgesinde Kalan Yetenekler
Bugün sektörde peşinden koşulan "Prestij" kelimesinin kökenine indiğimizde karşımıza sarsıcı bir gerçek çıkar. Latince praestigium; göz boyama, hile ve yanılsama demektir. Ne acıdır ki; sektörün içinden geçtiği bu derin krizde, gerçekten değer üreten cevherler değil; illüzyon yaratan "prestij" sahipleri el üstünde tutuluyor. Enflasyon sadece rakamlarda değil, yeteneğe verilen değerde de yaşanıyor. Bugün birçok yetenekli tasarımcı arkadaşım işsiz, birçoğu ise yeteneğinin çok altında işlerde "hayatta kalmaya" çalışıyor. Vizyonu sadece Excel tablolarındaki maliyet hesabına sıkışmış bir sistemde, tasarımcılar tıpkı o safir gibi, değerini bilmeyen ellerde birer kapı takozuna dönüştürülüyor.
"Trendleri takip ediyorum" diyerek Pinterest panolarında gezenler, aslında bu illüzyonun sadece vitrinidir. Pinterest bir kütüphane değil, bir konfor alanıdır; ve konfor alanı yaratıcılığın öldüğü yerdir. Oysa gerçek tasarımcı bilir ki; trend ekranda değil, hayatın içinde, o çamurlu taşın içindeki gizli ışıkta okunur. Pinterest sizi güncel tutabilir ama tasarımcı yapmaz. Tasarımcı olmak, o dijital gürültüden sıyrılıp kimsenin görmediği cevheri görebilme cesaretidir.
Ait Olduğun Yerde Parlarsın, Yanlış Odada Solarsın
Mevlânâ’nın dediği gibi: "Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez." Bugün yaşanan işsizlik dalgasının ve değersizleşmenin temelinde yatan trajedi, tasarımcının yeteneksizliği değil; bir sarraf tarafından keşfedilmemiş olmasıdır. Değersiz hissettiğiniz yer, yeteneksiz olduğunuz yer değil; lisanınızın bilinmediği bir coğrafyadır. Bir tasarımcının en büyük hatası, kör birinden renkleri yorumlamasını beklemektir.
Yanlış kurumlarda, yaratıcılığı "fazlalık" gören dar vizyonlu odalarda alkış beklemek, o safiri kapı ardında tozlanmaya mahkum etmektir. Bir tasarımcı ancak kendine inanan, tasarımın bir süs değil bir strateji ve ruh olduğunu bilen bir çatının altında harikalar yaratabilir. Başarı; sadece sizin dehanız değil, o dehayı fark edecek kadar büyük bir vizyona sahip olanlarla kurduğunuz cesur ortaklıktır.
Kendi Işığına Tutunmak
Tasarımcı olmak, çoğu zaman yalnız yürümektir. Başarı anında kalabalıklaşan yolların, kriz anında nasıl ıssızlaştığını hepimiz biliyoruz. Ama unutmayın; hırs sizi geçici bir yere taşır, ego ise kör eder. Azim sessizdir ve sarsılmazdır. Eğer bugün kendinizi bir kapının arkasında, değerinizin bilinmediği bir boşlukta hissediyorsanız; suç taşın değil, ona takoz muamelesi yapan gözündür.
Tasarımcı dostlarım; potansiyelinizi daraltan o odalardan, o sığ "prestij" peşindeki kalabalıklardan alkış beklemeyi bıraktığımız gün, kendi sarrafımızı bulma yolculuğumuz başlayacak. O siyah taş 9 yıl boyunca kapı takozuydu ama özünde hep bir yıldız safirdi. Sizi takoz olarak kullanan sistemin içinde ışığınızı kaybetmeyin. Sarrafınızı bulana kadar cevherinizi koruyun; çünkü gerçek sanat, sadece doğru ışık altında değil, doğru gözün önünde parlar.
Değerinizi bir takoz gibi değil, o siyah taşın içindeki gizli yıldız gibi yaşayın. Elbet bir sarraf, o çamurun içindeki ışığı görecektir.












