Günlük hayatın dağdağaları arasında altından kıyaslanamayacak şekilde daha değerli olan sağlığımı ihmal ettiğimi işte, burada da itiraf ve ifade ediyorum.
Normalinde mangalda kül bırakmayan beylik laflarla sağlığın önemi hakkında irili ufaklı konuşurken, iş kendi sorumluluk alanıma girince dut yemiş bülbüle dönüyorum, evirecek, çevirecek ve dahi kıvıracak yer ve bahane arıyorum. Bu, oldu mu yani? Asla, olmadı elbette. Yaşanacak olanlar hakkında illa ki bir musibetle mi ders almamız lazım? Genelde, evet.
32 tane inci gibi dişlerim vardı, şükür. Aynada uzun uzun şükrederek seyrederdim. Talebeliğimde sağ alt taraftan birisi, inanır mısınız makarna yerken kırıldı, muhtemelen bahanesi makarna oldu. İlk önce gümüş kaplattım, koktu, derken altın kaplattım ama o da şu kadar yıl sonra dipten oynamaya başladı.
Dişçiye selâm verdik, sen misin selâm veren, ona tık tık, buna tık tık derken on bir tane diş çekildi. Bazısını implant, bazısını köprü ile yapay dişlerden takıldı ama asıl dişlerimden sadece hatıraları kaldı, hem de buruk. Ön, alt tarafa tam da vitrinin ön kısmına takılan beş tane sıra diş, blok hâlinde iki sefer değişti ama aslındaki görüntüyü yakalayamadım, konuşurken bana bakanları o dişlerdeki eğikliğe baktıklarını hissediyorum, bu da rahatsız ediyor insanı.
Konuşkan biriyim, sohbet, seminer, ders gibi hizmetlerle yoğun hâlde iken dişlerimin eksik olduğunu bile bile beni konuşturdular. Çekilen videoları gördükçe acımakla gülerim, kendime.
Evlâdlarımın zorlamasıyla checkup yaptırmıştım. Sonraki yıllarda, prostat kanseri teşhisi konulduğunda, o checkup sonuçlarını yeniden gözden geçirdim. Meğer oraya not yazılmış, ara ara kontrol edilmeliydi ama gel gör ki hayatın meşgalesi ve ihmalimiz erteletti gitti.
Jandarmanın, ehliyet ruhsat kontrolünde ehliyetimin eski olması ve değişme gününün yaklaştığı hatırlatıldı. Altmış beşin üzerinde olduğumuz için dal doktorlarından sağlık raporu alıyorum. Kardiyolog evire çevire muayene etti ve tak yüzüme söyledi, “Amca, senin mitral yetersiz ameliyat olman lazım ayrıca ritim bozukluğu da var.” Bu hâlimle raporu verebilir misin dedim, veririm dedi, sağ olsun.
Bir iki kalb doktoruna gittik, birisini doktor edindik. O da yapılan kan tahlilinde PSA nın çok yüksek olduğunu, ürolojiye gözükmemi söyledi. Gittik, görüştük ve teşhis konuldu, geldik başa.
Checkuptaki notu gale alsaydım, ara ara kontrole gitseydim, diye kendimi sorguluyorum ama nafile. Çünkü o tren kalktı.
Şu bizim, söz dinlemezliğimiz çok pahalıya mal oluyor ama farkında değiliz. Kendi sağlığımıza değer vermemiz niye bu kadar ucuz? Altını, en mutena yerde saklarken en savurgan olduğumuz sağlığımıza gereken itinayı göstermiyoruz. Hayret bir şey!
Sonra kalkıyorum ben: Hasta hasta, âleme sağlık vaazı veriyorum, haydi oradan. Kendine sözün geçmemiş, başkasına geçmesini mi bekliyorsun, başka pazara…
Kendisi himmete muhtaç dede, kime himmet ede!















